Behave | Robert M. Sapolsky (Kitap)

Bir nörobiyolog ve aynı zamanda bir primatalog olan Robert Sapolsky, Stanford Üniversitesi’nde profesör olarak dersler veriyor. Davranış isimli kitabında, şiddet, saldırganlık ve rekabetin biyolojisini inceliyor. Bir davranışın gerçekleşmesini tek bir disiplinle değil, disiplinler arası bir yaklaşımla ele alıyor. Kitabın yaklaşımı dar bir bakışaçısı ile kategorik düşünerek açıklama yapmak yerine daha kapsamlı olarak davranışı ele almak, bir anlamda resmin bütününü görmek üzerine kurulu.

Kitabın ilk yarısı, bir davranışa dönüşmüş (ve belki de dönüşmemiş) eylem ve kararlarımızı neden ve nasıl soruları eşliğinde nörobiyolojik olarak zamanda geriye doğru ele alıyor. Bu kısım, davranıştan saniyeler, dakikalar, saatler, günler ve aylar öncesinde nelerin meydana geldiğini (hangi görüntü, ses, koku, sinir sistemini harekete geçirdi? hangi hormonlar devreye girdi? hangi duyular ön plandaydı?); bu olaylar zincirinin o davranışa nasıl yol açtığını adım adım açıklıyor. İlerleyen sayfalarda, açıklamalara kişinin çevresi ile olan etkileşimleri, bireyin çocukluğu, içinde yetiştiği ortam, genlerinin yapısı, cinsel kimlik ve yönelimi, ekolojik faktörler ve kültür de katılıyor. Kitabın alt başlığı olan “insanın en iyi ve en kötü hali” de konunun gidişatını şekillendirerek iyilik hali, iş birliği, özgecilik, uzlaşma, rekabet, şiddet, kin, kıskançlık ve saldırganlık gibi terimlerin arka planını yansıtıyor.

Kitabın odaklandığı başlıklar arasında ergenlik dönemi de var. Kendine has ‘aşırıklar’ barındıran ergenlik döneminde beyinde gerçekleşen değişimler frontal korteksin olgunlaşması bu kısımda açıklanıyor. Ergenlerin kasıtlı ve kazara kötülük arasında, insana verilen zarar ile nesnelere verilen zarar arasında ayrım yapmaya başlamaları, ahlaki yargılarının giderek gelişmesi, empati seviyelerinin doruklarda gezmesi yani öteki gibi hissetme yoğunluğunun neredeyse öteki olmanın sınırlarına dayanması ele alınıyor.

Ergenlikten bir adım gerisi, ynai çocukluk dönemi bir sonraki başlık. Jean Piaget, bilişsel gelişimin dört farklı aşamasını 1923 yılında ortaya koymuş:

  • Sensorimotor aşaması - doğumdan 24 aya kadar
  • İşlemsellik öncesi aşama - yaklaşık 2 ile 7 yaş arası
  • Somut işlemsel aşama - 7 ile 12 yaş arası
  • Formel işlemsel aşama - ergenliğe kadar

Çocuklarla ilgili ilginç bir tespit bu kısımda yer alıyor. “Çocukluktaki empati kapasitesi, başkalarının acısını kendisi aynı zamanda onlar olduğu için hşssetme aşamasından diğer kişi için üzülmeye ve onlar gibi üzülmeye doğru ilerliyor.” (sayfa 177-178) Ahlaki gelişim, Walter Mischel’in ünlü Marshmallow Testi ve annenin (veya anne figürünün) çocuk gelişimindeki yeri de işlenen konular arasında. Çocukluk dönemi sıkıntılarının yetişkinlik döneminde depresyon, anksiyete, madde bağımlılığı, bozuk bilişsel kapasite, bozuk dürtü kontrolü ve duygusal düzenleme, antisosyal davranışlar ve şiddet ve çocukluk sıkıntılarını andıran ilişkilerin devam etmesi ihtimalini nasıl güçlendirdiği de örneklerle açıklanmış.

Kültür, birlikte evrime kapı aralıyor, yani beyin kültürü şekillendirirken, kültür de beyni şekillendiriyor. İnsanın davranışında içinde yetiştiği kültürün önemi yadsınamaz. Davranışlar da evrim geçiriyor, seçilim yoluyla uyumlu olacak şekilde optimize ediliyor (sayfa 328). Bir davranışın bağlamı ve anlamı genellikle davranışın mekaniğinden daha ilginç ve karmaşık oluyor (sayfa 381). Davranışın nasıl ortaya çıktığı tek bir başlık ile açıklanamaz, burada geçen tüm bu başlıkların ve hatta daha fazlasının bir karması gerekir.

Kitabın ikinci yarısı ise, ‘biz’ ve ‘onlar’ ayrımı ile başlıyor ve bir sentez içeriyor. Biz/Onlar ayrımı beyinde milisaniyeler içinde inanılmaz bir hızla, bilinçaltında otomatik olarak oluşur. Temeli grup aidiyetine dayanır. ‘Biz’ ait olduğumuz gruptur, meziyetleri abartılır. ‘Onlar’, ait olmadığımız gruptur, ‘Biz’ dışındakiler yani diğerleri. Genellikle, tehditkar, öfkeli ve güvenilmez olarak görülürler. Kültürel mekanizmalar da bu Biz/Onlar ayrımını daha belirgin veya belirsiz hale getirebilir.

Davranışın oluşmasına etki eden hiyerarşi, itaat ve direnişin nasıl şekillendiği ilerleyen sayfalarda ele alınmış. En üst basamakta yer almak için sosyal becerilerin önemi büyük. 1960’larda Marlin Perkins, herkesin yerini bildiği istikrarlı bir sosyal sistemden türün tamamının faydalandığını vurgulamıştır. İnsanlarda ise birden fazla hiyerarşiye ait olma durumu söz konusu, ayrıca sosyoekonomik statüdeki farklıların etkisi ister istemez ön plana çıkıyor.

Siyasal yönelimler içsel olarak tutarlılık gösteriyor. Siyasi görüşteki ayrım, herkesin iyiliği için aynı vizyona farklı yollardan gitmeyi hedefleyenler arasında ortaya çıkıyor (ideal balış açısı ile), belli bir hayat görüşü ile tutarlılık taşıyor. Ayrıca, oy verme kararı üzerinde değişimden korkmak ve yeniliğin getireceği belirsizlikten çekinmek de etkili oluyor.

İtaat ve uyum ile özdeşleşen rahatsız edici, tartışmalı, etkili ve cesur sayılabilecek 3 farklı çalışma var:

  • Solomon Asch’in uyum deneyleri - 1950’li yıllarda Swathmore Koleji’nde yapılan çalışmada kişinin bir çizginin uzunluğu hakkında görüş belirtirken grubun geri kalanının görüşüne ne derece uyum gösterdiği araştırılmış.
  • Stanley Miligram’ın şok/itaat çalışmaları - 1960’lı yılların başında Yale Üniversitesi’nde yapılan çalışma, bir dizi sözcüğü hatırlamayı gerektiren ‘hafıza çalışması’ esnasında öğretmenin öğrenciye her hata yaptığında şok vermesi üzerine kurgulanmıştır.
  • Philip Zimbardo’nun Stanford Hapisanesi Deneyi - 1971’de gerçekleştirilen ve gaddarlığın beklenmeyen boyuta ulaşması ile yarıda kesilen bu çalışma ‘mahkum’ların ‘gardiyan’lara ne derecede itaat edeceklerini bulmaya çalışıyordu.

Doğru şeyi yapmak bağlamla ilişkili. Bu konu ahlak ve doğru şeyleri yapmakla ilgili kısımda tartışılıyor. Kitabın son sayfaları ise, empati, üzerine cinayet işlenen metaforlar, suç unsuru olan davranışların ortaya çıkması ve her çağda kaçınılmaz olarak ortaya çıkan savaşlar ve savaşan insanların gösterdikleri davranışları konu ediniyor.

Robert Sapolsky, kitapta işlediği hemen her konuda iyi nitelikteki davranışlar için hep umut olduğunu ve olacağını vurguluyor aslında. İyilik ve kötülük hep içiçe kalmaya devam edecek. İnsanın en kötü davranışları biyolojisisinin bir ürünü ancak en iyi davranışları da öyle. Rasyonalizasyon ve ‘istisnai’ sayılan durumlar kötülüğe davetiye çıkarıyor, bu açıdan oldukça tehlikeliler. Bağlam, davranış üzerinde etkili. Mutlak doğru yok. Bugünkü davranışlarımız hem gelecek kuşaklar hem de gelecekte ki biz için ‘kötü’ sayılabilir.

Kitapta yer alan terimler hakkında bilgisi az olan ortalama okur için kitaba temel kavramları açıklayan üç ek kısım da eklenmiş: ‘Nörobilim 101’, ‘Endokrinolojinin Temelleri’ ve ‘Proteinin Temelleri’.


Behave - The Biology of Humans at Our Best and Worst Behave - The Biology of Humans at Our Best and Worst
Davranış - En İyi ve En Kötü Haliyle İnsan Biyolojisi
Robert M. Sapolsky
2021
790 sayfa
goodreads  external link
# biyoloji
copy   https://www.nonfictionbooks.xyz/behave.html



2022 ağustos

temmuz

haziran

mayıs

nisan

mart

şubat

ocak


2021 aralık

kasım

ekim

eylül

ağustos

temmuz

haziran

mayıs

nisan


2020 temmuz

nisan


2019 aralık

kasım

ekim

eylül

ağustos

temmuz

haziran

mayıs

nisan

şubat

ocak


2018 aralık

kasım

ekim

eylül

ağustos

temmuz

haziran

mayıs

nisan

mart

şubat

ocak


2017 aralık

kasım

ekim

eylül

ağustos

temmuz

haziran

mayıs

nisan

mart

şubat

ocak


2016 aralık

kasım

ekim

eylül

ağustos

haziran

mayıs

nisan

mart

şubat

ocak


2015 aralık

kasım

eylül

ağustos

temmuz

haziran

mayıs

ocak


2014 aralık

kasım

eylül


2013 aralık

kasım