Hayvan Hakları ve Veganizm | Kamil Savaş (Kitap)

Kemal Savaş’ın editörlüğünü yaptığı Hayvan Hakları ve Veganizm isimli kitabın sunuş kısmını Zülal Kalkandelen kaleme almış. Zülal Kalkandelen, vegan beslenmenin en etkili çevrecilik hareketi olduğunu vurguluyor. Hayvanı metalaştırmayı ve sömürüyü rededen, yaşam hakkına saygılı veganizm felsefesi hayvan özgürlüğünü savunmakta ve türcü anlayışla mücadele etmektedir. Konunun hayvan hakları ve veganizm başlığı altında iki ayrı bölümde işlendiği kitapta farklı yazarlar tarafından yazılmış metinler yer alıyor.

Hayvan Hakları

Yiyecek Olmama Hakkı - Richard Wagner

Wagner, hayvan hakları tartışmalarının vejetaryen olmayanlar tarafından hangi hayvanların yenilmeyeceği yönüne çekildiğini belirtiyor. İnsanların evlerinde besledikleri evcil hayvanlarını daha ‘akıllı’ ve dolayısıyla ‘eti yenilemez’ olarak görürken, doğadaki başka türleri ise yenilebilir ya da yenilemez olarak nasıl sınıflandırdıklarını açıklıyor.

Oysa ki, hayvanların sırf yenilmek veya onlardan elde edilecek ürünler için öldürülmemeleri gerekmektedir. Bu gerekçenin dayanak noktası ise, insanın hayvanları bu yönde kullanıp kullanmasının kendi iradesi ve etik anlayışı ile alacağı bir karar olmasıdır. Wagner, hayvanların yiyecek olmama hakkının insanlar tarafından onlara verilmesi gerektiğini vurguluyor.

Et Yiyicilik ve İnsan Katliamı - William A. Alcott

Kendilerinden hayvansal ürünler elde etmek üzere beslenen hayvanların tükettikleri mısır, buğday, patates gibi ürünler aslında tarımsal ürün şekilde tüketilmek üzere ayrılırsa pek çok insan bu tarımsal ürünlerle uzun süre beslenebilir. Besin değeri olarak bitkisel alternatifleri varken hayvansal ürünler tüketmeyi tercih eden ve özellikle neredeyse günde üç öğün bu gıdalarla beslenen gelişmiş ülkede yaşayanlar, dünya kaynaklarını orantısızca tüketmektedirler.

Avcı İnsan ve Acıya Empati - Richard Wagner

Hayvansal gıda elde etmek üzerine bir düzen kurmuş olan insan aslında bir ‘avcı’ rolündedir. Karşısındaki canlıyla empati kurabilmesinin önündeki tek engel, onların acıyı kendisi kadar hissetmediğini düşünmesidir. Çünkü, acıya empati duyduğu noktada duygusal açıdan zayıflamış demektir. Ancak, burada çoğu kez gözden kaçan nokta diğer canlının neden ötürü acı çektiği değil, insanın kendisinin bu durum hakkında ne düşündüğüdür.

Hayvanat Bahçelerine Karşı - Dale Jamieson

Hayvanat bahçeleri tarihte çok eski dönemlerden bu yana eğlence yerleri olarak görülmüştür. Ancak, işin aslı oldukça farklıdır. Hayvanat bahçelerinde yapay bir ortamda yaşayan hayvanları görmek oraya giden insanları vahşi doğa hakkında bilgi sahipi yapamaz. 1981 yılında Edward Ludwig tarafından New York’ta ki bir hayvanat bahçesinde gerçekleştirilen araştırmaya göre, çalışanlar arasında da memnuniyetsizlik söz konusudur. Çalışanlar da, iddia edildiği gibi hayvanların kafeslerinin önünden hızla geçen ziyaretçilerin (ve özellikle çocukların) eğitimlerine yaptıkları bir katkı yoktur. Çalışanlar, çoğu kez yavruların veya farklı sesler çıkaran hayvanların belli bir süre dikkat çekebildiklerini belirtmişlerdir.

Hayvanat bahçelerinde yaşayan hayvanlar aynı zamanda saha araştırmasına müsaittir ve bilimsel araştırmalar için de kullanılmaktadır. Bu araştırmalar kapsamında, davranış çalışmaları ile anatomi ve pataloji çalışmaları yürütülmektedir.

Sınırlı kapasiteye sahip hayvanat bahçeleri için geçerli olan bir başka rahatsız edici unsur ise, ‘stok’ olarak görülen hayvanların zaman zaman öldürülmesidir. Üreme programına alınan hayvanların nesillerinin bu şekilde devam ettirebilmesi de oldukça zordur. Aynı zamanda, hayvanat bahçesine doğadan getirilen hayvanların yakalanması sırasında pek çok hayvan yaralanmakta veya doğrudan öldürülmektedir.

“Ahlak ve belki de hayatta kalabilmemiz için, türler üzeri bir tür olmaktansa, türler arasında tek bir tür olarak yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor.” (sayfa 65)

Hayvan Hakları ve Siyasi Arena - Clive Hollands

Hayvan refahı, hayvanlara iyi davranmaktan ibaret değildir ve siyasi çevrelerin bu konuda yapmaları gereken pek çok şey vardır. Kamuoyu baskısı bu noktada dayanak noktası olacaktır. Hayvan hakları en iyi şekilde duygu sahibi olan canlıların itibar görme hakkı olarak tanımlanabilir. Siyasi hareketlerin sadece uygulannabilir ihtimallerle ilgilendiğini hatırlatan Clive Hollands, hayvanların hakları için mücadele edenlerin seçtikleri yöntemlerle yeterince gerçekçi davranıp davranmadığı sorunsalını da ileri sürmektedir.

Hayvanlar Acıyı Hisseder mi? - Peter Singer

Peter Singer, hayvanların acı çekip çekmedikleri sorusuna cevabın ‘hayır’ olamayacağını belirtiyor. Acı deneyimi dış etkenlerle ortaya çıkıyor. Biz insanları,sadece kendi hissettiğimiz (deneyimlediğimiz) acıyı bilebiliriz, zira acı bir bilinç hali ve zihinsel bir olaydır. Diğer insanların da acıyı bizim gibi hissettikleri varsayımı ile hayvanların acıyı hissetmediklerinin kanıtının bulunmadığı yargısına varıyor.

“Hayvanlar acıyı hissederler.” (sayfa 93)

Veganizm

Et Yemek Üzerine - Plutarch

“Doğrusu, et yemeyi ilk keşfeden insanlar büyük ihtimalle et yeme işine kıtlıktan dolayı ve farklı besin tüketme ihtiyacıyla başlamışlardı; kanunun olmadığı, ölçüsüz şehvetin olduğu bir ortamda bir arada yaşamaları, ya da sahip oldukları geniş çaplı erzak türleri dolayısıyla giderek artan istekleri ve iştahları, onları böylesi insanlardan uzak, doğaya karşı duran hazlara yönlendirmiştir.” (sayfa 96)

“Onlar sadece beslenmek için öldürürlerken, sizler daha iyi beslenmek için öldürüyorsunuz.” (sayfa 98)

Oysa ki, insanların vücut yapısı eti sindirmeye pek uygun değil, keskin pençeler, sivri dişler, çiğ ete tepki göstermeyen sağlam bir miğde insanda yok. Üstelik insanların bir hayvanı tüketebilmesi için önce onu öldürmeleri gerekiyor. Bu durum, insan doğasına karşıdır. Hayvanlardan elde edilen kanlı parçalar ‘et’ olarak nitelendiriliyor. Bu etin tadını değiştirmek için çeşitli baharatlara başvuruluyor. Onca alternatif gıda varken, et tüketimi için hayvanların canını almak ancak açgözlülük ve zevk tatmini olarak nitelendirilebilir.

Vejetaryenlik Üzerine - Elisee Reclus

İnsanlar çocukluktan itibaren aileleri ve çevreleri tarafından ‘dört ayaklı’ besinlerin tüketiminin ne kadar ‘normal’, ‘sağlık’ için ne kadar da ‘gerekli’ olduğu aşılanarak yetiştiriliyor. Oysa ki, hayvanlar da tıpki bizim gibi seviyor, hissedebiliyor, gelişiyor, kısaca yaşıyorlar.

“Et yeme alışkanlıklarımızın en üzücü sonuçlarından birisi de, hayvanların, insanların iştahlarını karşoılamak adına sistematik ve metodik bir şekilde kurban edilmesinin, entelektüel ve ahlaki değerlerde bozulmaya, çirkin ve şekilsiz değerler oıluşmasına yol açmasıdır. Hayvanların isimlerinin kullanımı bile (onlar yiyecek haline geldiğinde ) farklılaştırılır.” (sayfa 119)

Bağlamsal Ahlakçı Vejetaryenlik - Deane Curtin

Deane Curtin, bir ekofeminist olarak insanların besin olarak saydıkları ile olan ilişkilerini bağlamsallık açısından ele alıyor. Regan, insan olmayan hisseden varlıkların haklarını ahlaki bir zorunluluk olarak savunmuştur. Haklar, bağlamsal değilken, ekofeminist bakış belli bağlamlar nedeni ile hayvanlara zarar vermemeyi gerektirir. İki bakış açısı da sonuçta aynı noktaya yönelmiş gibi görünse de, aslında ahlaki vejetaryenliğin temel dayanağı, cinsiyet, sınıf, bölgeye göre farklılaşmaktadır.

Ataerkil toplumlarda, kadınlar bedenleri nedeni ile kültürel baskılara maruz kalırlar. Carol Adams, bu dinamiği The Sexual Politics of Meat isimli kitabında açıklamıştır. Kadına yapılan baskının, hayvanlara ve özellikle dişi hayvanlardan elde edilen ürünlerle olan ilişkisi bu kitapta tartışılmıştır. Erkeklikle ve güçlü olmakla kırmızı et tüketiminin nasıl ilişkilendirildiği veya sebzeleri kötü birşeymiş gibi gösteren ‘ot beyinli’ gibi tabirlerin dile nasıl yerleştikleri de ortaya konulmuştur.

Bağlamsal etik, önyargısız şekilde tüm seçeneklere eşit mesafede olmayı gerektirir. (sayfa 134) Ekofeminist bakış, bedenin kişiye/şeye ait olduğunu ve lüzumsuz yere eziyet etme halinde, bedenin şiddet için bir bağlama dönüştüğünü vurgular. (sayfa 135)

Kadınların vejetaryenliği seçmesinde ister istemez cinsiyet odaklı bir yön vardır. Özellikle süt ve yumurta tüketiminin kadının bedeninin doğurganlığı ile bir ilişkisi vardır.

Vejetaryen Bir Felsefe - Peter Singer

Peter Singer, öncelikle 1997 yılında McLibel adıyla bilinen McDonald’s davasından bahsediyor. Greenpeace Londra’ya bağlı iki aktivist olan Helen Steel ve David Morris, McDonald’s’ı fast food ürünlerinin üretim, paketleme, satış ve tanıtım yöntemleri, ayrıca ürünlerin besin değerleri, çevre üzerindeki etkileri ve yiyecek olarak kullanılacak hayvanlara yapılan muamele nedeniyle dava etmişti. Büyük ses getiren dava 515 gün sürmüş ve 180 tanık dinlenmiştir. Sonuçta yeterli kanıt bulunamadığı gerekçesiyle dava McDonald’s aleyhine sonuçlanmamış olsa da bugün halen modern tarım yöntemleri ile ilgili tartışmalarda bu davaya sık sık gönderme yapılmaktadır.

Singer, hayvansal ürün tüketiminde ‘bu hayvan çoktan hayatını kaybetmiş ve üretim hattında işlenerek akşam yemeğine dönüşmüş, ben almazsam başka bir tüketici bu ürünü markette derindondurucudan çıkararak nasıl olsa satın alacak’ tarzındaki düşüncelerin oldukça yanlış olduğunu vurguluyor. Çünkü, bu kişisel tercihler birikerek tüketiciden gelen talebi oluşturuyor ve markette sonraki hafta tofu siparişini değil hayvansal gıda siparişini yeniliyor. Bu nedenle, hayvansal gıda tüketen herkes, kitlesel biçimde o hayvanların yaşadığı tüm olumsuzluklardan doğrudan sorumlu. Çünkü tüketime devam ederek sektöre destek vermiş oluyorlar.

“Vejetaryenlik, hayvanları değersiz şeylermiş gibi kullanmamıza ve onlardan kendi çıkarımız uğruna, hangi şekilde olursa olsun, mümkün olan en ucuz biçimde yararlanmaya çalışmamıza karşı ahlaki bir protesto olarak görülebilir.” (sayfa 147)

Vejetaryenlık Üzerine Ekolojik Bir Bakış - Peter S. Wenz

Peter Wenz, vejetaryenlığı çevresel faktörler ve ekolojik dengenin sürdürülmesi açısından ele aldığı makalesinde tarım yapmak için işlenen arazilerin ekosisteme zarar verdiğini vurguluyor. Sağlıklı bir ekosistemin kendini yenileyebilme özelliği olsa da, her yıl yenileri açılan tarım arazileri bunu zorlaştırıyor. Bu yeni alanlarda yapılan tarım ile hepçillerin yemesi için yetiştirilen hayvanların beslenecekleri yemler üretiliyor. Fakat elde edilen bitkiler hayvanlar aracılığıyla değil de doğrudan insanlar tarafından tüketilirse tarıma olan ihtiyaç azalmış olacaktır. Daha az toprak işlenecek ve ekosistem dengesini daha kolay şekilde sağlayabilecektir.


Hayvan Hakları ve Veganizm - Klasik Metinler Seçkisi Hayvan Hakları ve Veganizm - Klasik Metinler Seçkisi
Kamil Savaş
2013
181 sayfa
eng
goodreads  external link
tekrar okumaya değer!
instagram external link
# vegan
★ ★ ★ ☆ ☆
https://www.nonfictionbooks.xyz/hayvan-haklari-ve-veganizm.html
« Outliers | Malcolm Gladwell (Kitap)
The McDonaldization of Society | George Ritzer (Kitap) »



2023 ocak


2022 aralık

kasım

ekim

eylül

ağustos

temmuz

haziran

mayıs

nisan

mart

şubat

ocak


2021 aralık

kasım

ekim

eylül

ağustos

temmuz

haziran

mayıs

nisan


2020 temmuz

nisan


2019 aralık

kasım

ekim

eylül

ağustos

temmuz

haziran

mayıs

nisan

şubat

ocak


2018 aralık

kasım

ekim

eylül

ağustos

temmuz

haziran

mayıs

nisan

mart

şubat

ocak


2017 aralık

kasım

ekim

eylül

ağustos

temmuz

haziran

mayıs

nisan

mart

şubat

ocak


2016 aralık

kasım

ekim

eylül

ağustos

haziran

mayıs

nisan

mart

şubat

ocak


2015 aralık

kasım

eylül

ağustos

temmuz

haziran

mayıs

ocak


2014 aralık

kasım

eylül


2013 aralık

kasım