The Paradox of Choice | Barry Schwartz (Kitap)

Tüketim kültürünün getirilerinden biri çok seçenek sunulması. Belli sayıda seçeneğe sahip olmak, özerklik, kontrol ve özgürlük olarak bireylere olumlu olarak yansır. Ancak, nasıl ki bazen seçeneksiz kalmak mutsuzluğa ve tatminsizliğe neden oluyorsa; benzer şekilde mevcut seçeneklerin sayısının giderek artması da çeşitli olumsuzlukları beraberinde getirmektedir. Çok fazla seçeneğe sahip olmanın bir bedeli vardır. Özetle denilebilir ki, ‘önümüze bazı seçenekler sunulmasının iyi olması, daha fazla seçenek sunulmasının daha iyi olacağı anlamına gelmez.’ (sayfa 12).

Modern hayatla birlikte her gün önemli önemsiz, üzerinde düşünerek veya düşünmeden, kısa veya uzun vadeli sayısız seçim yapmayı beraberinde getirdi. Her gün her saniye mevcut alternatifler arasından seçim yapıyoruz. Hiç şüphesiz ki, seçeneklerin sayısı arttıkça karar için ayrılan süre ve çaba da artacaktır. Potansiyel pozitif sonuçlar, kişilerin risk almaktan büyük ölçüde kaçınmalarına neden olurken, potansiyel kayıplar varsa, risk almak çoğu kişi için iyi bir seçeneğe dönüşüyor. İnsanlar kaybetmekten ise hiç hoşlanmıyorlar.

Doğru seçimi yapmanın ilk koşulu net bir hedefe sahip olmaktır. Bu nokta verilmesi gerekli karar ya ‘kesinlikle en iyiyi seçmek’ ya da ‘yeterince iyiyi’ seçmektir. Barry Schwartz, bu iki eğilimi sırasıyla ‘en iyiyi arayanlar’ ve ‘tatminliler’ olarak isimlendiriyor. Burada bahsi geçen tatminlilik ‘yeterince iyi olanla yetinme’yi ifade ediyor. En iyiyi arayan grupta yer almanın bedeli ise daha az tatmin olma hissi, daha az mutluluk, daha fazla karamsarlık ve hatta daha fazla depresif olmaktır. Tatminlilerin de kendilerince belirledikleri standartları vardır; onların diğer gruptan farkı bu standartların karşılandığı noktada arayışlarına son vermeleridir. En iyiyi arayanlarla mükemmelliyetçiler arasında da şöyle bir fark var; mükemmelliyetçilerin standartları çok yüksek ancak onlar bu standartların hepsinin karşılanamayacağını biliyorlar; bu nedenle tatminliler kadar olmasa da mulu olabiliyorlar. En iyiyi arayanlar ise, kesinlikle her açıdan en iyi seçeneği aramaya devam ediyorlar. Seçeneklerin fazla olması tatminlilerin aradıklarını bulma olasılığını artırırken, diğer yandan da onların en iyiyi arayanlar grubuna dahil olmasına yol açabilir.

Seçim yapmak özgürlüğü ve özerkliği, özgürlük ise mutluluğu getirir. Ancak, modern toplumlarda bir noktadan sonra işleyiş böyle olmuyor. Seçim yapmanın hiç kuşkusuz ki işlevsel bir değeri vardır.

Mululuk ise, bir çok durumda aslında seçeneklerin kısıtlanması ile birlikte geliyor. Örneğin, iyi sosyal ilişkiler, karşı tarafın ihtiyacı olduğunda ona zaman ayırmayı gerektirirken, evlilik ise belli bir kişiye bağlı kalma sözü ile gerçekleşiyor. Kısaca seçim özgürlüğü ile sadakat ve bağlılığın ortaya çıkardığı çatışmayı dengelemek gerekiyor. Kurallara uyarak veya mümkün olduğunca ön ayarlara sadık kalarak gün içindeki ikincil derecedeki karar noktalarının sayısı bir nebze de olsa azaltılabilir.

Çok fazla seçeneğin varlığı aynı zamanda çok sayıdaki alternatiften de vazgeçilmesi zorunluluğuna işaret etmektedir. Bir alternatifi seçmek, diğer tüm alternatiflerden vazgeçmeyi gerektirir ki, buna ‘fırsat maliyeti’ adı verilmiştir. Bazı şeylerden vazgeçmenin zorunlu olması mutsuzluk ve dolayısıyla da kararsızlık getiriyor. Alternatiflerin çoğalması göze alınması gereken fedakarlık miktarını arttırmış oluyor. Mevcut alternatiflere yeni bir alternatifin daha eklenmesi ise süreci iyice çıkmaza sokarak karmaşa getiriyor.

Normalde çok tercih edilmeyecek daha düşük nitelikteki bir alternatifin varlığı, böyle hallerde bir dayanak noktası işlevi görerek karar almayı daha kolay hale getirebiliyor. Ayrıca, iyi bir ruh halindeyken karar vermek de o karardan alınacak tatmin seviyesini arttırabiliyor. Reddedilen seçenekler ise, zaman içinde hayal kırıklıklarını beraberinde getiriyor. Seçenek sayısının fazla olması, beraberinde verilen kararın haklılığını gerekçelendirme sorunsalını beraberinde getiriyor. Gerekçeler o an için doğru gibi görünse de sonradan böyle olmadığı ortaya çıkabiliyor. Bu da pişmanlığı ortaya çıkarıyor.

Pişmanlık, ‘karar sonrası pişmanlığı (tüketici pişmanlığı)’ ve ‘öngörülen pişmanlık’ olarak ayrılıyor. Bunlardan her ikisi de, alınması gereken kararın duygusal risk faktörünü arttırmaktadır. Öngörülen pişmanlık karar almayı, karar sonrası pişmanlığı ise verilen kardan keyif duymayı daha zorlu hale getiriyor. (sayfa 111)

  • “Seçim özgürlüğümüze gönüllü olarak belli sınırlamalar getirmeyi kabul edersek, daha mutlu olabiliriz.”
  • “En iyiyi aramaktansa, ‘yeterince iyiyi’ ararsak daha mutlu olabiliriz.”
  • “Kararlarımızın sonuçlarıyla ilgili beklentimizi azaltırsak daha mutlu olabilirdik.”
  • “Verdiğimiz kararlar geri alınamaz olursa daha mutlu olabiliriz.”
  • “Etrafımızdaki insanların ne yaptığıyla daha az ilgilenirsel daha mutlu olabiliriz.” (sayfa 14)

The Paradox of Choice - Why More Is Less The Paradox of Choice - Why More Is Less
Bolluk Paradoksu - Çok Seçenek Özgürlük Mü Mutsuzluk Mu?
Barry Schwartz
2007
216 sayfa
eng
goodreads  external link
instagram external link
# pazarlama
★ ★ ★ ★ ★
https://www.nonfictionbooks.xyz/the-paradox-of-choice.html
« The Ikigai Journey | Francesc Miralles, Hector Garcia (Kitap)
Deep Medicine | Eric J. Topol (Kitap) »



2023 ocak


2022 aralık

kasım

ekim

eylül

ağustos

temmuz

haziran

mayıs

nisan

mart

şubat

ocak


2021 aralık

kasım

ekim

eylül

ağustos

temmuz

haziran

mayıs

nisan


2020 temmuz

nisan


2019 aralık

kasım

ekim

eylül

ağustos

temmuz

haziran

mayıs

nisan

şubat

ocak


2018 aralık

kasım

ekim

eylül

ağustos

temmuz

haziran

mayıs

nisan

mart

şubat

ocak


2017 aralık

kasım

ekim

eylül

ağustos

temmuz

haziran

mayıs

nisan

mart

şubat

ocak


2016 aralık

kasım

ekim

eylül

ağustos

haziran

mayıs

nisan

mart

şubat

ocak


2015 aralık

kasım

eylül

ağustos

temmuz

haziran

mayıs

ocak


2014 aralık

kasım

eylül


2013 aralık

kasım