...

The Black Swan | Nassim Nicholas Taleb (Kitap)

Nassim Nicholas Taleb’in kaleme aldığı Siyah Kuğu isimli kitapta yazar, “Siyah Kuğu” terimini bir metafor olarak kullanıyor. ‘Bugüne kadar gördüğünüz tüm kuğuların beyaz olması, siyah kuğuların bulunmadığı anlamına gelmez. Tek bir siyah kuğunun bile görülmesi yeterlidir.’’ fikrinden hareket eden yazar, Siyah Kuğu olarak bahsedeceği olaylar için 3 temel özellik belirlemiştir (sayfa 9-10):

  • Olağan beklentilerin dışında kalmasından dolayı sıra dışı ve öngörülemez olması,
  • Olağanüstü bir etki gücüne sahip olması,
  • Beklenmedik olmasına rağmen, olgunun gerçekleşmesinden sonra, açıklanabilir ve öngörülebilir hale getirecek birtakım açıklamalar yapılması.

Siyah Kuğu mantığı, bilmediklerinizi bildiklerinizden çok daha önemli kılar. (sayfa 11) Aslında, bir olayın tam da olmasına ihtimal verilmediği için gerçekleştiğini görmek oldukça tuhaftır. Bildiğiniz her şey, eğer düşmanınız da bildiğinizi biliyorsa önemsiz hale gelebilir. Bir girişimin getirisi genellikle tahmin edilenle ters orantılıdır. Şaşırtıcı olan, tahminlerimizdeki hataların büyüklüğünden çok, bunun farkında olmayışımız. Siyah kuğular öngörülemediğine göre, safça onları öngörmeye çalışmak yerine varlıklarına alışmamız gerekir. Bildiklerimize aşırı odaklanmadan kaynaklanan bir başka kusurumuz da geneli değil, kesin olanı öğrenmeye eğilimli olmamızdır. Kuralları değil olguları öğreniyoruz. Soyut olanı küçümsüyoruz. Bir olay meydana geldikten sonra çıkarılması gereken ana sonucu öğrenmek yerine ayrıntılardan - belki de hiç işimize yaramayacak olan - birtakım yan sonuçlar öğrenmeye eğilimliyiz. (sayfa 12-13-14)

Önlemin tedaviden daha gerekli olduğunu herkes bilir, fakat önlemler pek ödüllendirilmez. Yaygın olayları anlayabilmek için genellikle ender görülen üç olayları incelemek gerekir. Çünkü, aslında normal olan çoğu zaman önemsizdir. Sosyal yaşama ilişkin neredeyse tüm çalışmalar “normal” olana odaklanarak “can eğrisi” çıkarsama yöntemiyle yapılır. Can eğrisi, büyük sapmaları göz ardı eder, bu şekilde belirsizliğin hafifletildiği düşünülür. Bu durumu yazar, Büyük Entelektüel Sahtekarlık (BEŞ) olarak adlandırılmıştır. (sayfa 17-18) (Giriş)

Okunmuş kitaplar, okunmamışlardan daha az değerlidir. Aslında ne kadar çok bilirseniz, okumadığınız kitapların sayısı da o kadar çoğalır. Okunmamış kitaplara ağırlık veren ve bilgisini bir hazine olarak görmeye çalışan bir anti-akademisyeni yazar, “kuşkucu deneyci” olarak adlandırılır. (sayfa 23-24) (I.Kısım)

Beyin göçünün geri dönüşü zordur, eski entelektüel inceliğin bir kısmı sonsuza dek kaybolmuş olabilir. İnsan zihninin tarihle temasa geçerken sergilediği üç kusur vardır; yazar bunu pusluluk üçlüsü olarak adlandırıyor. (sayfa 30-31)

a) anlatı yanıltmacası, yani düşünülenden daha karmaşık bir dünyada neler olup bittiğinin bilindiğinin zannedilmesi,
b) geriye dönük çarpıtma, yani meseleleri ancak olay olduktan sonra, sanki bir dikiz aynasındaymış gibi değerlendirilmesi,
c) olgusal bilgiye fazla değer biçilmesi ve yetki sahibi, bilgili insanların kategoriler yaratırken -“Platonikleştirirken”- yaşadıkları handikap.

Tarih ve toplumlar emeklemez, sıçrama yaparlar. Ciddi bir titreşim hissettirmeden, bir kırılmadan diğerine geçerler. Yine de insanlar, öngörülebilir, küçük aşamalar halinde ilerlemeye inanmak isterler. İnsan belleği sonradan gerçekleşen olgularla örtüşen verileri hatırlama eğilimi gösterir. Platoniklik, gerçekliği keskin şekiller halinde bölümleme isteğinin bir kez daha ortaya çıkışıdır. Platonik sınır bölgesi, gerçekliğin algılanışını sekteye uğrattığı bir alandır. (sayfa 34-35-38-43) (1.Bölüm)

Yazar, 3. bölümde iki kavrama yer vermektedir:

“Aşıristan” (Mediocristan) ve “Vasatistan” (Extremistan). (sayfa 62)

Vasatistan; ölçeklenemez, ılımlıdır, 1. tıp rastlantısallık içerir. En tipik üyesi ortalamadır. Fiziksel sınırları vardır ve kazananlar pastadan küçük pay alırlar. Tek bir örnek grubu temsil etmez. Rutin ve öngörülebilirdir. Gözlemle grup dinamikleri anlaşılır. Can eğrisine uygun dağılım vardır. Tarih emekler. Bilgi hızla çoğalır. Siyah Kuğu etkisine genel olarak kapalıdır. Örnek konular: boy, kilo, kalori tüketimi, bir dış hekiminin geliri, vb.

Aşıristan; ölçeklenebilir, aşırıdır, 2. tıp rastlantısallık içerir. Ortalama üye yoktur, en azlar veya en çoklar vardır. Fiziksel sınırlar yoktur ve kazananlar pastanın neredeyse tümünü alırlar. Az sayıda sıra dışı olay vardır. Rastlantısal ve öngörülmemiştir. Neler olduğunu anlamak zaman alıcıdır. Can eğrisine uygun değildir. Tarih sıçramalar yapar. Bilgi yavaş ve düzensiz olarak büyür. Siyah Kuğu etkisine açıktır. (Her zaman içermeyebilir.) Örnek konular: servet, gelir, yazar başına kitap satışları, şehirlerin nüfusu, bir dili konuşanların sayısı, şirketlerin büyüklüğü, vb.

Bir ayakkabının tasarımı, imalatından çok daha fazla para kazandırır. Nike, Dell ve Boing, yalnızca düşünerek, organize ederek, teknik bilgi ve fikirlerini yatırıma dönüştürerek kazanç elde ederken, gelişmekte olan ülkelerdeki taşeron firmalar ağır işi yapar, kültürlü ve matematikçi ülkelerdeki mühendisler ise yaratıcılık gerektirmeyen teknik işlerle uğraşır. Amerikan ekonomisi kalkınmasını büyük oranda fikir üretimine borçludur, bu da imalata yönelik işlerin azalması ile yükselen hayat standardı arasındaki bağı açıklamaktadır. (sayfa 57) (3. Bölüm)

Gözlem yoluyla edinilmiş her türlü bilgi tuzaklarla doludur. Tümevarımın en kaygı verici yönü geriye doğru öğrenmedir. Geçmişte geçerli olan bir şey, hiç beklenmedik bir zamanda geçerliliğini yitirilebilir. (sayfa 66-67) (Önce günler boyunca beslenen, sonra da kesilen hindi hikayesi)

Siyah Kuğu körlüğünün neden olduğu başlıca hususlar şunlardır (sayfa 77) (4. Bölüm):

  • Görülmüş olanın seçilmiş kısımlarına odaklanıp, buradan görülmemiş olana genelleme yapmak: Teyit Hatası,
  • Kesin örneklere olan Platonik susuzluğu giderecek hikayelerle kişinin kendisini kandırması: Anlatı Yanıltmacası,
  • Siyah Kuğu yokmuş gibi davranmak: insan doğası Siyah Kuğular için programlanmamıştır,
  • Her şey görünenden ibaret değildir. Tarih, Siyah Kuğuları saklar ve bu olayların olasılıklarına ilişkin yanlış bir fikir verir: Sessiz Delilin Çarpıtılması,
  • At Gözlüğü İle Bakmak: Belirsizliğin iyi tanımlanmış birkaç kaynağına, Siyah Kuğuların çok özgül bir listesine odaklanmak (kolayca akla gelmeyen diğerlerini gözardı etmek).

Bir dizi doğrulayıcı olgu mutlak surette delil oluşturmaz. Beyaz kuğuları görmek, Siyah Kuğuların olmadığını kanıtlamaz. Ancak, bir Siyah Kuğu görmek, tüm kuğuların beyaz olmadığını doğrular. Gerçeğe doğrulama yoluyla değil, negatif örneklerle yaklaşılır. Bir şeyin kanıtının olmaması ile bir şeyin yokluğunun kanıtının birbirine karıştırılması çift yönlü yanılgıdır. (sayfa 79-84) (5. Bölüm) (Teyit Hatası)

Anlatı yanıltmacası, aşırı yorumlama eğilimi ve kısa öyküleri ham gerçeklere yeğlemekle ilgilidir. Enformasyon, küçültmeyi ister. Olguları yargıda bulunmadan ve açıklamalardan kaçınarak görmek ciddi bir çaba gerektirir. Bu kuramsallaştırma hastalığı ise nadiren kontrol altındadır. Çoğu durumda birtakım seçimler yapılır ve bu seçimlerin nedenleri için sonradan uydurulmuş gerekçeler seçilir. (Sonradan Ussallaştırma) Kuramlaştırmama, kuramlaştırmaktan daha fazla enerji gerektirir. (sayfa 92-93-94-96)

Anlatmaya eğilimli olmanın nedenleri arasında enformasyon edinmenin, depolamanın, yönlendirmenin ve yeniden kullanmanın pahalı olmasıdır. Enformasyonu bir model haline getirmek, hatırlamayı kolay hale getirir. Bir şeyleri basitleştirmeye iten koşul, dünyanın gerçekte olduğundan daha az rastlantısal olduğunu düşünmeye sevk eder. Siyah Kuğu basitleştirmenin dışında kalan şeydir. İnsan belleğindeki olayları, sonrasında neler olduğunu bilerek anımsar. Gerçekte bellek statik değil, dinamiktir, sonradan gelen yeni metinlerin sürekli kaydedildiği bir kağıt gibidir. Bir şeyleri açıklamanın bir milyon yolu olabilir ama doğru açıklama yeganedir. Anlatı yanıltmacasından kaçınmak için, varsayımlarda bulunmak, deney yapmak ya da sınanabilir tahminler yürütmek gerekir. İnsan içinde soyut olana karşı bir hoşnutsuzluk beşler. Olayları açıklarken salt olanı söylemek yerine nedenin eklenmesi, meseleyi daha akla yatkın ve olası hale getirir. İnsanlar çoğu kez, yanlış “olasılıksız” olaylar için endişe eder. Tekrar eden olaylardan ders alınır, tekrarlanamaz olaylar ise meydana gelmelerinden önce gözardı edilir, sonrasında ise bir süreliğine abartılır. Yapılan araştırmalarda, eylemler düşünme tarzına göre “Sistem 1” (deneysel) ve “Sistem 2” (bilişsel) olarak ikiye ayrılmıştır. Sistem 1, çaba gerektirmez, otomatik, hızlı ve muğlaktır, paralel işler, hatalara açıktır, sezgidir. Sistem 2, düşünmektir, daha az hata içerir, sonuca bilinçli olarak ulaşılır. (sayfa 98-99-101-102-103-104-107-108-109-113-114) (6. Bölüm)

Çoğu insan doğru bir şeyler yaptığı düşüncesiyle çalışıp, uzun bir süre somut sonuçlar elde edemeyebilir. Tatminkar bir sonuç almaları sürekli gecikirken, akranlarının sürekli insafsızlığı karşısında ayakta kalabilmeleri için güce ihtiyaçları vardır. İnsanın sezgileri doğrusal olmayan şeyleri algılamaya uygun değildir. (sayfa 120) Bir problem üstünde bir yıl düşünüp hiçbir sonuca varamayabilirsiniz, ancak sonra bir anda çözüme ulaşabilirsiniz.

Doğrusal olmayan ilişkiler değişkenlik gösterebilir. Haz duygusu miktar arttıkça düşmektedir (şu içme örneği) Doğrusal ilerleme bir norm değildir. Mutluluk, psikologların “pozitif etki” olarak adlandırdıkları olumlu hislerin yoğunluk derecesinden çok, duyuldukları anların sayısına bağlıdır. Bir haberin ne kadar iyi olduğundan çok, etkisinin zamana eşit şekilde yayılması önemlidir. Mutsuzluk için ise tersi geçerlidir. Acıların tümünü kısa bir süreye toplamak, uzun vadeye yaymaktan daha iyidir. (sayfa 122-125) (7. Bölüm)

Görünenler zaten ortadadır ancak her şey görünenlerden ibaret değildir, bu da Sessiz Delil Sorununu beraberinde getirir. Tarih kavramıyla ilişkili her şeyde sessiz delil sorunu ortaya çıkar. Sessiz delil, olayların kendilerine özgü, özellikle de Siyah Kuğu tipi rastlantısallığını gizlemek için kullandıkları bir şeydir. “Bakın sizin için ne yaptım”ı pazarlamak, “Bakın sizin için neye engel oldum”u pazarlamaktan kolaydır. Kurtarılmış bir hayat istatistiktir; zarar görmüş bir insan ise bir hikayedir. İstatistikler görülmez; oysa hikayeler ön plandadır. Bunun gibi, Siyah Kuğu riski de görünmezdir. Sessiz delil sorunu en vahim biçimde istikrar yanılsamasıyla boy gösterir. Kalabalık bir örneklemde, elbette bazı kazananlar olacaktır - sağ kalan Casanova’lar, şansı yaver giden acemiler (Acemi Şansı). İnsanları olası sonuçların değişkenliğinden habersiz bir şekilde gözü kapalı risklere girmeye teşvik eden risk alma genleri vardır. Kişilerin şans eseri belli bir noktaya kadar gelmiş olması, aynı riskleri almaya devam etmeleri gerektiği anlamına gelmez. Nedensellik kavramı o kadar on plandadır ki, rastlantısallığı kabul etmektense, çünkü demenin daha akıllıca olduğu düşünülmektedir. Sessiz deliller, Siyah Kuğuların rolünü ve önemini çarpıtır. Bazı durumlarda (örneğin, edebi başarılarda) aşırı abartıya, bazı durumlarda (tarihin istikrarlılığı, insan türünün kalıcılığı) ise hafife almaya yol açarlar. (sayfa 136-137-149-150-153-154-158-159) (8. Bölüm)

Büyük teknolojik gelişmelerin değeri çok sonradan anlaşıldı. Bunun nedeni, kişilerin geleceğe “dar açıdan” bakma eğilimi gösterip, geleceği Siyah Kuğusuz olarak düşünmeleridir. (sayfa 175) (II. Kısım)

“Öngörü Skandalı” başlıklı bölümde, insanın (gerçekte olandan biraz daha fazlasını) bildiğini düşündüğü şeyler hakkında açıkça görülebilir şekilde kibirli olması ve bu kibrin öngörüyle ilgili tüm faaliyetler açısından anlamı inceleniyor. Yazar, bilginin sınırıyla ilgili küstahlığı Epistemik Kibir olarak adlandırmaktadır. Bir konuda tek tek bireylerin tahmini değil, grubun ortalama tahmini ele alındığında, gerçek sayı ile arada bir fark ortaya çıkar ve bu fark beklenenden oldukça yüksektir. Epistemik kibrin çift yönlü etkisi vardır; kişi bildiklerinin değerini abartır ya da olası belirsiz durumların aralığını daraltarak belirsizliği hafife alır. Geleceğe ilişkin her türlü kararda çarpıtmanın izleri görülür. Burada değerlendirilen nokta, kaç kişinin bildiği değil, insanların gerçekte bildikleri ile bildiklerini sandıkları şeyler arasındaki farktır. Olaylar, ciddi azı sama ve abartının karmasıyla meydana gelen hesaplama hatalarına son derece açıktır. Hatalar, olaya ne denli uzak kalınırsa o oranda artar. Olasılık oranı büyüdükçe epistemik kibir de artar. Bir kişinin bilmediği ama bir başkasının bilebileceği şeyi tahmin etmekle, henüz meydana gelmemiş olanı öngörmek aynı şeydir. Birine ne kadar çok enformasyon verilirse, süreç boyunca o kadar çok varsayım üretecektir, yani önemsiz ayrıntılara dair fazladan verilen bilgi faydasız olacaktır. İnsanın bir konu hakkında bir kez oluşan fikrini değiştirmesi oldukça zordur, bundan ötürü kuramlarını geliştirmeyi erteleyenler daha avantajlı durumdadır. İki mekanizma burada devreye girer: doğrulama önyargısı ve görüşlerde ısrar etme. Saat başı haberleri takip etmek, haftalık bir dergi okumaktan daha kötüdür, çünkü zaman aralığının uzaması enformasyonun süzgeçten geçirilmesine imkan tanır. Bir uzmanın işlemlerindeki hata oranını sorgulamak daima iyidir. Meslek gruplarının da tahmin etmede başarı oranları iş alanlarına göre değişim göstermektedir. Ilımlı örnek, yeterliliğin olması durumunda gösterilen kibir ve ciddi örnek yetersizlikle karışık kibirdir. Bir sağlık sorununun çözümü için bir doktora gitmek gerekirken, bir ekonomik tahmin için doktoralı bir akademisyenin mi yoksa gazetede ekonomi yazıları yazan bir yazarın mı görüşleri dikkate alınmalıdır? Bu noktada, “nasıl yapılacağını bilmek” ile “ne yapılacağını bilmek” arasındaki fark ortaya çıkmaktadır. (sayfa 178-181-182-183-185-186-187)

Hareketlilik gösteren, bilgi gerektiren şeylerin genellikle uzmanları bulunmaz; hareketlilik göstermeyen alanlarda ise uzmanlar bulunur. Gelecekle ilintili ve çalışmalarını tekrarı olmayan geçmişe dayandıran mesleklerde uzman sorunu vardır. Hareketlilik gösteren şeyler, genellikle Siyah Kuğu eğilimlidir. Uzmanlar dar odaklı, tek yönlü yoğunlaşma ihtiyacı duyan insanlardır. Siyah Kuğular fazla bir önem arz etmediğinden tek yönlü yoğunlaşmanın tehlikesiz olduğu durumlarda, uzmanlar ise yarayacaktır. Uzmanların sorunu neyi bilmediklerini bilmemeleridir. Uzmanları tahminlerinin neden doğru olmadığına dair sonradan açıklama bulmaya yönelten mekanizmalar araştırıldığında üç özelliğe ulaşıldı: kişi, kendine farklı bir oyun oynandığı söyler; sıra dışı, sistem dışı olan ortaya çıkmıştır; “neredeyse haklı” savunması yapılır. Uzmanlar çoğu kez tek yönlü bakar; haklı çıktıkları durumlarda bunu bunu kendi derin anlayışlarına ve uzmanlıklarına bağlarlar; haksız çıktıklarında ise ya sıra dışı olmasından dolayı durumu suçlarlar ya da yanıldıklarını fark etmeyip hikayeler türetirler. (sayfa 188-189-194-195)

Kurumlar, ayakta kalabilmek için kendilerine ve diğerlerine bir vizyonları olduğu görünümünü verme ihtiyacı vardır. Projeler söz konusu olduğunda beklenmedik olanın tek taraflı bir etkisi vardır. İnsanları daha kısa teslim tarihi vaat etmeye yönelten bazı dürtüler olabilir. Bir fikri mutlak haliyle değerlendirmektense bir referans noktası ile kıyaslamak daha az zihinsel çaba gerektirir. Bir tartışmayı ya da pazarlığı açılıştaki düzey - referans noktası belirleyecektir. Olası yaşam süresi ılımlı rastlantısallığa tabidir, Vasatistana özgüdür, ölçeklenemez, bir kişi ne kadar yaşlanırsa, yaşama olasılığı o kadar düşer. İnsanların planları söz konusu olduğunda ise tersi geçerlidir, teslim tarihi geçirildiğinde, bekleme süresinin uzunluğu artar. Devlet kurumları veya şirketler, geleceğe dair projeksiyonlarında hata payına yer bırakmaz. Hata payını dahil etmeden yapılan tahminler, hepsi de belirsizliğin doğasından yanlış anlaşılmasından kaynaklanan üç yanılgıyı ortaya çıkarır; değişkenlik önemlidir, projeksiyon yapılan süre uzadıkça tahminin kötüleşmesinin hesaba katılmalıdır, tahmin edilmekte olan değişkenlerin rastlantısal yapısı algılanamamaktadır. (sayfa 199-200-201-203-204-206-207) (10. Bölüm)

Önemli olan hemen her buluş ve yenilik, rastlantı sonucu geliştirilmiştir. Farklı bir alanda kullanılmak üzere bulunan şeyler, sonradan farklı alanlarda kullanılmaktadır. Yeni bir teknoloji bulunduğunda ya fazlasıyla hafife alınıyor ya da abartılıyor. İstatistikte yinelemeli beklentiler yasasına göre, eğer gelecekteki bir tarihte bir şey beklenmesi bekleniyorsa, o zaman bu şey şimdiden bekleniyor demektir. Öngörebilme noktasına kadar geleceği anlamak için işin içine bu geleceğin kendisine ait unsurlar katılması gerekir. Eğer gelecekte yapılacak bir keşif, şimdiden biliniyorsa, neredeyse yapılmış demektir. Öngörü, gelecekte keşfedilecek teknolojileri bilmeyi gerektirir. Ancak, bu bilginin kendisi neredeyse otomatik olarak bu teknolojileri hemen geliştirmeye başlamayı sağlar. Fiziksel bir sistemin olası tüm koşulları biliniyorsa, teoride gelecekteki yönelimleri tahmin edilebilir. Fakat bu, cansız nesneler için geçerlidir, sosyal meselelerde geçerli değildir. Kişilerin rasyonel davranacakları varsayılır. Geçmişe bakılarak yapılan projeksiyonlar, kötü olabilir, çünkü geçmiş veriler, hem bir şeyi hem de onun karşıtını doğrulayabilir. Toplumda, uzmanları dinlemek gibi bir eğilim vardır. (sayfa 212-214-218-219-220-231-232-234-239) (11. Bölüm)

Epistemik kibri düşük olanlar, fazla göze çarpmaz. Son derece derin ve ayrıntılı düşünen, hüküm vermeyi ertelemeye çalışan mütevazı kişiler epistemik tevazu içindedir. Bu tür kişileri yazar epistemokrat, yasaların bir yanılma payı çerçevesinde oluşturulduğu ülkeyi ise epistemokrasi olarak adlandırmaktadır. Epistemokrasi, bilginin değil bilgisizliğin farkındalığı temeli üzerine kurulu bir toplumdur. Geçmişi algılamanın gerekirci bir uzantısı olmayan, rastlantısallığın dahil edildiği bir gelecek kavramı, aklın yapamadığı bir zihinsel işlemdir. Sorun, yalnızca geleceği bilmemek değil, aynı zamanda geçmişi de büyük oranda bilmemektir. İleriye dönük süreç, genellikle fizik ve mühendislikte, geriye yönelik süreç ise, tekrarlanamayan ve deneysel olmayan tarihsel yaklaşımlarda kullanılır. Gerçek bir rastlantısal sistem gerçekten rastlantısaldır; öngörülebilir değildir. Kaotik bir sistem ise, tümüyle öngörülebilir özellikler taşır, fakat bu özellikleri kolayca tanınmaz. Tarih, gereken dikkat gösterilmedikçe kesinlikle teori oluşturulacak ya da genel bilgi türetilecek bir alan değildir; geleceğe ışık tutmak gibi bir amacı da yoktur. (sayfa 240-242-243-246-247-249-250) (12. Bölüm)

Bir başka hastalık için geliştirilen bir ilacın aslında bambaşka bir soruna iyi geldiğinin fark edilmesi pozitif rastlantıdır. Bu fikir yaşamın tümüne yönelik olarak genelleştirilirse, kişilerin çevrelerinde beklenmedik fırsatları bulma yeteneklerini en üste çıkarmaları gerekmektedir. İnsanlar, istikrarsızlıktan kaçınmak için daha az hareketlilikle daha büyük riskler almayı tercih ederler, ancak her zaman başarıya ulaşamayabilirler. Halter stratejisine göre, kişiler ellerindeki paranın büyük bölümünü güvenli risksiz yatırımlara, diğer (kaybetmekten korkmayacakları) küçük miktarı ise riski büyük yatırımlara yatırmalıdır. Orta düzeyde riske girmek yerine, hesaplanamayan risk bu şekilde minimize edilir. Öngörülemezlik ve epistemik kibir avantaja çevrilebilir: (sayfa 255-257-258-262)

  • Beklenmedik pozitif ve negatif olaylar birbirinden ayrılmalıdır,
  • Dar görüşlü olmaktan kaçınmak gereklidir,
  • Her fırsat veya fırsat olarak görünen şey yakalanmalıdır,
  • Devletin veya firmaların kesin planlarına güven olmaz,
  • İşi tahmin etmek olanlardan kaçınmak gerekir (tahmin zamana yayıldıkça doğruluk payı düşer)

Bilinmeyeni bilmek mümkün değildir, ancak bilinmeyenin etkileri üzerine tahmin yürütmek mümkündür. Karar vermek için bilinmeyen olasılıklar yerine bilinen etkilere odaklanmak daha mantıklıdır. (Asimetrik Sonuçlar, kişinin kendi lehinde olan sonuçların aleyhinde ki sonuçlara göre fazla olmasıdır.) (sayfa 263) (13. Bölüm)

Üçüncü kısımda, vasatistanın etkisinin giderek azalması, can eğrisinin bir yanılgı olduğu, rastlantısallığın açıklaması ve sahte belirsizliğe odaklanan felsefeciler in fikirleri anlatılmıştır. (sayfa 265) (III. Kısım)

Ekonomist Sherwin Rosen, turnuva etkisini birazcık daha iyi olanın diğerlerine hiçbir şey bırakmayacak biçimde ödülün tamamını almasıdır. Daha iyi kavramı her ne kadar yeteneklere işaret ediyor gibi görünse de, şans, rastlantısal etkiler ve rastgele ortaya çıkan durumlar da başarıyı getirebilir. Bilim sosyoloğu Robert K. Merton, Matta etkisi fikrini ortaya atmıştır. Buna göre, bilimadamlarının performanslarını incelenmiş ve başlangıçta yakalanan avantajın sonradan devam ettiği tespit edilmiştir. (sayfa 268-269) Ancak, burada da şans faktörü devreye girmektedir. Akademik başarı bir kişiden ne kadar çok alıntı yapıldığı ile ölçülür. Merton, çoğu alıntının özgün eserler okunmadan, daha önce bu eserden alıntı yapmış bir başka makalenin kaynakçasından rastgele seçilerek yapıldığını ve böylece özgün eserin gündemde şans eseri kalarak isminden söz ettirdiğini belirlemiştir. Böylece, zengin daha da zengin olmaktadır. Matta etkisi, sosyolojide kümülatif avantaj olarak geçer. Kazanan gelecekte de kazanacak, kaybeden gelecekte de kaybedecektir.

Merton’un kümülatif avantaj fikrinin tercihli bağlılık olarak tabir edildiği daha genel bir öncülü vardır. Bir dilde bir sözcük ne kadar çok kullanılırsa, bir sonraki kullanımı da o kadar kolay hale gelir. Böylece, sözlü ve yazılı dil içinde kullanımına daha fazla rastlanan çok kullanılan bir sözcükler grubu ortaya çıkar. Dünya çapında İngilizcenin ortak dil haline gelmesinin de mantığı aynıdır. (sayfa 271-272)

Yazar, aşıristanda kimsenin güvende olmadığını belirtmektedir. Merton’un görüşü, şansı hesaba katar ama rastlantısallığın bir yönünü göz ardı eder. Kazanan kazanan olarak kalmaya devam edebilir ancak bazen kazanan da başka biri tarafından yerinden edilebilir. Şans oldukça eşitlikçidir, insanlar şanstan bahsederken çoğunlukla kendi şanslarını göz önünde tutarlar, oysaki diğerlerinin şansı da büyük önem taşımaktadır. (sayfa 273-275) (14. Bölüm)

Yazar, bu noktada Wired dergisi editörü Chris Anderson tarafından önce 2004 yılında makale olarak sonrasında da 2006 yılında kitap olarak kaleme alınmış Uzun Kuyruk kavramından bahsetmektedir. Wikipedia’da yeralan bilgiye göre, Chris Anderson, bir satış mağazası ya da kanalının yeterince büyük olması durumunda, talebi ya da satışı az olan ürünlerin toplam satışının, çok satan bir ürünün satışından daha fazla olabileceği görüşünü ortaya atmıştır. Uzun Kuyruk, çok çeşitli ürünlerin toplam satışının çok tutan bir ürünün satışından daha fazla olmasını ifade eder. Örnek olarak internet üzerinden hizmet veren Amazon ve Netflix paylaşılmaktadır.

Gauscu yöntemin ana fikri, çoğu gözlemin ortalamanın etrafında toplanmasına dayanır; ortalamadan uzaklaştıkça olasılığın azalma hızında şiddetli bir artış görülür. Gauscu çerçevede, düşüş oranındaki artıştan dolayı, sapmalar büyüdükçe eşitsizlik azalmaktadır. Ancak ölçeklenebilir olanlar farklıdır. Herhangi büyük bir toplam için, dağılım giderek daha asımetrik bir hal alır. (sayfa 289) 80/20 kuralına göre, 80%’lik bir çaba, ancak 20%’lik bir sonuç yaratır. 20%’yi oluşturan kısım da eşit olmayan paylara sahiptir. Can eğrisine dayalı belirsizlik ölçümleri, ani sıçrama ve kesintilerin olasılığını ve etkisini göz ardı eder; bu yüzden de Aşıristana uyarlanamaz. Rastlantısallığın analizinde ölçeklendirilemeyen sistemin kilit özelliği, aşırı sapmaların gitgide artan oranda düşmesidir. Gausscu can eğrisinin temel özelliği, olguların çoğunun ortalamasının vasatın etrafında dolaşması ve ortalamadan uzaklaştıkça sapma oranının gitgide daha hızlı azalmasıdır. Sıra dışılar gitgide daha az olasılıklıdır. (sayfa 285-289-290-291-304-305-307) (15. Bölüm)

Ölçeklenebilirlik varsayılıyorsa, rastgele büyük bir sayı mümkündür, eşitsizliklerin bilinen bir üst sayıda durması gerekmez. Çıkarsamalar, ancak olasılık dahilinde yapılabilir. Gri Kuğu, modellenebilir üç olayları, Siyah Kuğu ise bilinmeyen bilinmeyenleri kapsar. (sayfa 332-334) (16. Bölüm)

17. Bölümde rastlantısallığa iki farklı yaklaşım, Kuşkucu Deneycilik ve Platonik Yaklaşım karşılaştırılmaktadır. (sayfa 347)

İşleri belirsizliğin farkedilmesini sağlamak olan kişiler kendilerine başvuranları yanıltmaktadır. (sayfa 349) (18. Bölüm)


The Black Swan: The Impact of the Highly Improbable The Black Swan: The Impact of the Highly Improbable
Siyah Kuğu - Olasılıksız Görünenin Etkisi
Nassim Nicholas Taleb
2014
511 sayfa
goodreads
# felsefe

22.hafta şimdi   kitaplık   nonfictionbooks.xyz